top of page
Blog.jpg

İÜPK BLOG

AŞIK BEYİN



ÂŞIK BEYİN = OKB’Lİ BEYİN MİDİR?


Yapılan araştırmalara göre aşk, beyin kimyasında obsesif kompülsif bozukluğun yarattığı etkinin aynısını yaratmaktadır.


Deneyimlememiş olsak bile aşkın takıntılı halini her birimiz duymuşuzdur. Âşık olduğumuzda beynimizin bazı bölgeleri normalin üstünde aktivite gösterir; hormonlarda ve beynimizdeki nörokimyasallarda çeşitli değişiklikler meydana gelir. University College London araştırmacıları tarafından yapılan bir çalışmada, âşık olan insanların beyninde mutluluk hormonu olarak da bildiğimiz serotoninin azaldığı ortaya çıkmış. Serotonin salgısındaki değişikliklerin aşk ve sevgi ilişkilerinde farklı ölçü ve evrelerde görülebilecek takıntılı ve dürtüsel davranışlara katkıda bulunabileceği öne sürülmüş. Düşük serotonin hormonu seviyeleri, obsesif kompulsif (tekrar eden takıntılı davranış) bozukluk sergileyen hastalarda ortaya konan serotonin eksikliği ile benzerlik göstermesi sebebiyle kişi, âşık olduğu insanı aklından çıkaramayarak takıntı geliştiriyor. Böylece aşık olunan kişi hayatın merkezine koyuluyor, sürekli ondan bahsetmek isteniyor, kararlar ona göre alınıp planlar ona göre yapılıyor. Özellikle aşkın ilk zamanlarında bu tarz düşünce ve davranışlar oldukça yoğun bir şekilde yaşanabiliyor.


Aşkın kişiye yönelik bir odaklanma ve ilgi hali olduğu düşünüldüğünde dopaminin etkisi de kaçınılmaz oluyor. Enerji hali, ödül, uykusuzluk, soluk alma hızında artış ve iştah kesilmesi dopamin hormonunun etkisi ile ilişkilendirilebilir. Dopaminin artışı da seratonin azalmasını beraberinde getiriyor.


Bazı romantik ilişkiler de bir çeşit obsesyonel düşünme sayılabilir. Bu obsesyonlara sahip kişilerde genelde kontrol etme, güvence ve onay arayışı, karşılaştırma yapma gibi kompülsif davranışlar da eşlik ediyor olabilir. Kişiler sık sık kendi çevresindeki ilişkilerle karşılaştırmalara girebilir, partneri tarafından sevilip sevilmediğine dair güvence arayabilir yahut partnerine karşı duyduğu sevginin gerçekliğini kontrol edebilir. Rastlanılan bir diğer obsesif-kompulsif semptom da partnerin sosyal becerileri, mesleki yetkinliği, zeka düzeyi, bedensel görünüşü ya da ahlakına yönelik şüpheler, kıyaslamaları ve obsesif düşünceleri barındırır.


Kişi partnerinin yeterince güzel/yakışıklı, zeki, sosyal, yetenekli ve ahlaklı olup olmadığına dair düşüncelerle fazla meşgul olarak sosyal becerilerini ve bedensel görünüşünü başkalarıyla karşılaştırma kompülsiyonlarını gösterebilmektedir. Bu semptomları sergileyen kişiler, partnerlerini sevseler ve durumun etik olmadığının farkında olsalar da kendilerini durduramadıklarından dolayı utanç ve suçluluk duyduklarından bahsederler.


Her ilişkinin kendi dinamiği vardır ve bütün bu veriler göz önüne alındığında aşkın takıntılı halleri de kişiden kişiye değişir. Hepimiz zaman zaman ilişkimizi ve ilişkide olduğumuz kişiyi çevremizdekilerle kıyaslayabiliriz. Bu durum her ne kadar rahatsız edici görünüyor olsa da nörolojik sebeplere dayanmaktadır. Acımasızca kıyaslama yapmanın yerini ilişkiyi realist bir bakış açısıyla değerlendirme alabilir. Hayal ettiğiniz büyülü aşk; sevgiyi ve kederi aynı anda barındırıyor olabilir. Tüm bu duyguları kucaklayıp ilişkiyi bir bütün olarak gözden geçirmek, kendimize ve partnerimize hak ettiği değeri vermek, biricikliğimizin farkında olmak daha yararlı bir yaklaşım olacaktır.



KAYNAKÇA;

*Öktem Tanör, Öget. Aşkın nörobiyolojisi. “https://noropsikoloji.org/askin-noral-temellerİ”

*Zeki, S. (2007). The Neurobiology of Love. FEBS letters, 581(14), 2575-2579.

*Panksepp J. Affective Neuroscience: The Foundations of Human and Animal Emotions. Oxford, Oxford University Press, 1998.

*Leckman JF, Goodman WK, North WG, Chappell PB, Price LH, Pauls DL et al. The role of central oxytocin in obsessive compulsive disorder and related normal behavior.



Hilal Yanpınar



182 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Comments


  • Instagram
  • iupk logo
bottom of page