LOGO .png

İÜPK BLOG

  • Instagram
Ara
  • İstanbul Üniversitesi Psikoloji Kulübü

BULANTININ İÇİNDEKİ BOŞLUK

Kötü hislerin tercümesi, karnımda sürüp giden bir bulantıyla uyandım bugün. Bulantı, öyle sarıyordu ki karın boşluğumdan zihnime kadar her yeri, çaresizce kıvranan beni benliğimden alıkoyup içimdeki ölü insanı uyandırıyordu. Zemin beni içine çekiyordu, çektikçe kendimden uzaklaşıyordum.

İçim, nasıl anlatsam, çürük bir elma gibi… Her yeri değil bir kısmı çürük elma… Orayı kesip atsam her şey eski haline döner sanıyorum, lakin tıpkı o elmanın çürüğünü atsam da artık tadının eskisi gibi olmayacağını bilmek gibi dönmez artık, biliyorum. Yavaş yavaş o çürük yerin ruhumu sardığını hissediyorum. Yayıldıkça zihnim duruyor, düşünemez oluyorum. Zihnimde büyük bir boşluğa dönüşüyor bulantım, kaderimi eline alıyor ve tüm yolları tıkıyor. Anılarımı, beni ben yapan şeyi hafızamdan bir sülük gibi emiyor sanki. İğreniyorum bu hissin içime yayılmasından, kendimden mi, hissettiğimden mi, bu bir etki mi, tepki mi karar veremiyorum. Hani çok canın yanar da bağırmaya mecalin kalmaz ya, zihnim belki de bu yüzden susuyor. Ah! Bilincimin dışı neler gizliyorsun içinde? Nedendir bir anda tüm huzursuzluğu çekmek üzerine. Bu bir savunma mı, içimdeki boşlukta savurarak mı koruyorsun beni, bizi?

Kalkıp su ısıtıyor, 2 kaşık kahve koyuyorum bardağıma. Uyanır uyanmaz, afallamış bir zihne “al sana kahve getirdim” demek ne denli sağlıklıdır, kahvemi yudumlarken biraz bunu düşünüyorum. Sonra bırakıyorum düşünmeyi ve bulantı tekrar başlıyor. Sanki gezegen dönüyor, zaman geçiyor ve ben zamandan ve mekândan bağımsız öylece duruyorum. Arada gelip giden bu kahrolası bulantı hissi gelmeden önce ne düşünüyordum diye düşünüyorum. Düşüncelerim o an o kadar lüzumsuz, anlamsız geliyor ki yukarıdan bakan bir ayna gibi küçük görüyorum kendimi. Hayallerim bir pamuk ipliğine bağlanmış sanki ya da bir karahindiba tomurcuğu, her an uzaklaşabilir, kopabilir vatanından yani benden. Gözlerimi kapatıyorum Jose Saramago’nun tarif ettiği beyaz bir körlük geliyor önüme, zihnim eski bir taş oyunu oynuyor, ne kadar yıkarsa taşları o kadar iyi. Kahve soğumuş şimdi, yudumladığım anda fark ediyorum. Acımsı tadı midemi yakarken mazoşist bir haz alıyorum. Gözlerim yorgun, her zamankinden daha yorgun…

Yavaşça gözlerimi kapatıp kendimi dinliyorum, beyaz körlüğümde süzülüyorum. Tıpkı rüyada düşerken duyulan his, gondolda zirve noktasına geldiğindeki nefes kesintisi, ufak bir çarpıntı ve en çok da kaybolmak… Tutunacak bir yer bulamamak, öylece düşmek gibi… Düşerken bulantı şiddetleniyor, bir sivrisinek misali duygularımı çekiyor içine. Gülemiyorum, ağlayamıyorum, kızamıyorum, tıpkı bir ölü gibi. Yaşadığımı biliyorum çünkü yaşamaya çalışıyorum. Hala debeleniyorum o boşlukta, tutunmak istiyorum. Ellerim titriyor, belki biraz kafein biraz da içimden hala yaşama tutunmak isteyen parçalarımdan dolayı. Yaşamı anlamlı kılan hissetmek değil midir, düşünebilmek ya da? Bu boşlukta süzülürken hala yaşamak istiyorsam hissedemediğim halde, belki de tek sebebi bu değildir.

İlkel bir güdü var bizi hayata bağlayan, yaşamdan kopmayı istese de insan, öleceği an debeleniyorsa, bu güdü bizden daha ötede biz değil midir?

Kahvenin etkisi yeni yeni beliriyor zihnimde, bir el görüyorum o boşlukta, beni kendine çekiyor. Tutuyorum o eli, tüm varlığımla tutuyorum.

Zemin beni yavaşça dışına atıyor, anne karnından itilen bebek gibi başta zorlanıyorum tekrar nefes almakta. Sonra geçiyor, anılar yerli yerine oturuyor, bulantı bir açlık hissine bırakıyor kendini. Hissediyorum, anlamını buluyorum kendimde yaşamanın ya da zaten var olanı zihnimin odağına sürükleme zahmetinde bulunuyorum sonunda. Gülüyorum kendime. Düştüğüm o boşlukta elimi uzatıyorum tekrar, zamanın ötesindeki bene… O yeniden tutunuyor sımsıkı, ben yine düşüyorum. Bu bir sirkülasyon, yahut bir yanılsama, zihnimin oynadığı eski bir oyun ya da zihnimdeki benliğimin, bana her defasında oyun bittiğinde gülümseyen kişinin. Zihnimin içindeki benler, beni ben yapan parçalar, her düşüşümde beni kaldıracağını bildiğim kişi, yanılsama yahut sirkülasyon, bana anlam katan ilkel dürtü, içimdeki bana yaşam veren töz, her şeyim, ama bir yandan da benim bile olmayan şey… Açlık ne güzel şey diye düşünüyorum sonra, yaşama anlam katan, en çok da beni anlamlı kılan her şey.


Rabia Kurşun



46 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör