LOGO .png

İÜPK BLOG

  • Instagram

TANRI’YA UZANAN SES: (9.SENFONİ) BEETHOVEN MUCİZESİ VE MÜZİĞİN DOĞUŞU

Müzik, her kavmin kendi toplum yapısına göre şekillenmiş özel bir anlaşma şeklidir. Bugün yeryüzünde kaç tür müzik olduğu –kavimlere göre- kesin bir sayı ile belirtmek güçtür. Bu güçlük yeryüzünün daha yeterince tanınmamış olan bölgelerinde işlenip incelenmemiş veya daha bir nota dili durumuna gelememiş birtakım müziklerin -Afrika Müzik Kültürü- varlığından ileri gelmektedir. Bunun yanında, bir nota diline veya müzik ailesine bağlılığı henüz kesinleşmemiş bulunan müzik kültürleri de vardır. Bununla birlikte enstrüman alanında yapılan çeşitli tespit ve sayımlara göre, dünyada henüz varlığını ispat edememiş birçok enstrüman olduğu, bunların kullanımı sadece içinde bulunduğu -geliştiren- insanlar tarafından bilindiği belirtilmektedir. Müziğin tonlamasının veya nota dilinin nasıl doğmuş olduğu da bugün müzisyenlerin üzerinde durdukları konulardan biridir. Bu konuda birbirinden farklı görüşlere yer veren teoriler ortaya atılmıştır. Bunlar bütün dünya müziğinin aslında tek bir ses titreşiminden kaynaklandığını ileri süren teoriler bulunduğu gibi, bu görüşü benimsemeyen müzisyenler de vardır. Bazı müzisyenlere göre, nota dilini oluşturan ögeler, insanların tabiattaki sesleri taklidinden doğmuştur. Bunun yanında müziğin doğuşunu, insanların çeşitli olaylar karşısında gösterdikleri ruh ve beden tepkisiyle çıkardıkları seslere bağlayanlar da vardır. Bazı müzik bilimcileri ise, müziğin doğuşuna, ortaklaşa çalışmalar -günümüzde ki müzik grupları gibi- ve birlikte iş görmeler sırasında çıkarılan ritmik seslerin temel oluşturduğunu ileri sürmüşlerdir. Müziğin kökeni konusunda bunlara daha birçok görüş eklenebilir. Belki müziğin oluşmasında bu görüşlerden her birinin bir dereceye kadar etkisi de olabilir. Yalnız, bütün bu görüşlerin bugün için birer varsayımdan öteye geçemedikleri ve kapsamlı görüşler olmadıkları için pek çok eleştiri ile karşı karşıya geldikleri de unutulmamaktadır. Biz bu eleştirilerden biraz uzaklaşarak Beethoven’ın 9. Senfonisini ‘’ŞİMDİ MÜZİK EBEDİYEN DEĞİŞİR’’ diyerek bu sihirli dünyaya giriş yapalım.

Acılarla dolu bir beste… 9. Senfoni… Enstrümanlar konusunda yetenekli olan Beethoven’ı ilk keşfeden acımasız babası oldu. 1770 yılında Bonn’da dünyaya gelen Beethoven, mutsuz bir ailede büyüdü. Alkolik bir babası ve onun bitmek bilmeyen bağırış -çağırışları içinde 8 kardeşiyle ve annesiyle birlikte yaşıyordu. Annesi çocukları için susup bir kenarda, olanı biteni sadece izlemekle kalıyordu.

Şarap şişesi ile yatıp kalkan bu adam, dönemin en büyük sarayında ücretli bir müzisyendi. Müziği geçim ve para kaynağı olarak kullanıyordu. Yine bir gün şarap içerken gözlerini Beethoven’a dikti. Uzun uzun süzdükten sonra oğlunda büyük bir müzik yeteneği olduğunu fark etti. Büyük bir müzisyen olmasını istiyordu. Ve bunu istemesinin tek sebebi Beethoven üzerinden para kazanmak. Ve doya doya lüks bir yaşam içinde, rahat bir şekilde şarap alıp içmek…

Beethoven’ı, içmekten kızardığı gözleriyle süzdükten sonra yanına çağırdı. Korkunç gözlerini Beethoven’ın masumca bakan gözlerine dikerek: ‘’ Artık senin bir görevin var ve bunu her gün yapmak zorundasın. Yapmazsan çok daha kötü şeyler olur.’’ Dedi.

Beethoven’ı karanlık odasında her gün piyano çalmakla görevlendirdi. Piyanoyu saatlerce dinlenmiş şarabıyla, dinleyen babası ona dinlenme fırsatı vermiyordu. Beethoven bir yandan piyano çalarken diğer yandan karanlık odasının penceresinden dışarda oyun oynayan yaşıtlarını izliyor ve onların arasına karışıp çocukluğunu yaşamak istiyordu. Ama bunu yapamazdı… Alkolik babası tüm dikkatini piyanonun sesine vermiş, aralıksız bir şekilde çalmasını istiyordu. Beethoven içindeki müthiş bir acıyla ve parmaklarına giren sancılı ağrıyla, piyanoyu gece boyunca çalmaya devam etti. Babası da yudum yudum şarabını içip, rahat bir yaşam hayali kurmaya devam etti.

10 yaşına kadar evden dışarı çıkamayan ve piyano çalmaya devam eden Beethoven, bir sabah babasının kaba sesiyle uyandı ve hemen giyinmesini isteyerek, onu Mozart ile tanıştırmaya götürdü. Mozart Beethoven’daki yeteneğin çok özel olduğunu fark etti. Yanındaki arkadaşlarına şunu söyledi: Bu çocuğa iyi bakın… Gün gelecek, bütün dünya onu tanıyacak”…

Beethoven bu tanışmadan sonra Viyana’ya gitti. Çok az tanınmasına rağmen herkesin saygısı kazanmıştı. Viyana’da çeşitli enstrümanlar konusunda ustalaşan Beethoven Bonn’a geri döndüğünde annesini kaybetmişti. Kont Walten’in yanına gitmek zorunda kalan Beethoven, onun dev orkestrasında viyola çalmaya başladı. Boş zamanlarında ünlülerin çocuklarına müzik eğitimi veriyordu. Piyano ve Viyola ustası olan Beethoven artık iyi bir müzisyen olmaya doğru ilerliyordu.

Beethoven tam da yükseldiği sıralarda aileden gelen genetik bir hastalıkla sarsıldı. Bu durum onun psikolojisini tamamen bozdu. Onu sarsan bu hastalık kulak sağlığı ile ilgiliydi. Bir müzisyen için çok önemli olan bu organ, artık Beethoven’da işlevini kaybediyordu. Kulaklarında anlamlandıramadığı çınlamalar onu resmen mahvetmişti. Bu durum insan ilişkilerine yansıyınca herkesten uzaklaşmak zorunda kalıyordu. Sesleri ve melodileri gür bir şekilde duyan Beethoven, artık bu durumla birlikte müzik tonlamalarını hışırtı ve çınlamalarla algılıyordu. Bunu kabullenemeyen Beethoven çalışmalarına son süratle devam edip çeşitli besteler yapıyor ve kendini biraz da olsa yatıştırıyordu. Bu sırada başka şeylere yoğunlaşan Beethoven her insan gibi duygularına yenik düşüp kadınlara olan ilgisinden kendini alamayıp, onlarla platonik de olsa kendince aşk yaşıyordu. Bu platonik aşklar muhtemelen onun ilham kaynağı. Çünkü bestelerinde çoğu zaman bu yoğun duyguları işliyor ve eserlerine güzel bir tat bırakıyordu. İçindeki yoğun duygularına ve her kimse ona duyduğu aşkı ‘’ ÖLÜMSÜZ AŞK’’ olarak nitelendiriyordu. Büyük bir gizle sakladığı o ölümsüz aşkının ‘’IMMORTAL BELOVED’’ olduğunu artık biliyoruz…

- Immortal’a kadar hep alakasız kadınlara aşık olurdu.-

Immortal ise Alman asilzade ailelerinden gelen 3 çocuklu bir kadındı. Bir yandan aşkı iliklerine kadar yaşamak isteyen Beethoven, işitme gücünü yavaş yavaş yitirmekle beraber evli olan aşkının imkansızlığı karşısında acılara yenik düşmeye başladı. Onunla günlerce belki aylarca mektuplaştılar. Immortal bu mektup işine son vermek isteyip, Beethoven’a çocuklarımı ve ailemi bırakıp kaçalım dedi. Beethoven ise normalde ilişkilerinde hep karşı tarafı suçlayıcı bir tavırdan çıkıp, bu teklifi reddederek depresyona girdi. Suç bu sefer Beethoven’daydı. Yani o öyle düşünüyordu. Hem asilzade bir aileden gelmediği için hem de sevdiği kadın evli olduğu için kendisini dışlayacaklarını hissedip, sosyete dünyasına girmeyi kabul etmedi. Bununla birlikte hastalığının şiddeti daha da artıyordu. Geceleri hışırtı ve çınlamalardan dolayı uyuyamıyordu. Hem hastalığı hem de imkansız aşkından dolayı kendi kabuğuna çekilip yalnız kalmak istedi. Bu durumlardan kurtulmak ve kendini rahatlatmak için beste ve melodilere adadı kendini…


Evettt… İşte geldi o mucizevi esere…

Gözyaşları ve acılar içerisinde 9.SENFONİ’sini tamamladı ve konser günü yaklaştı. Tam on bin kişinin izleyici olarak bulunduğu salonda ve 300 kişilik dev orkestra kadrosuyla, bu muhteşem eseri ölümsüzleştirdi. Eserini icra ederken tamamen duymuyordu… En ufak bir ses dahi yoktu… Orkestra Şefi’nin yerini aldığı zaman, büyük bir saygıyla ona devreden Şef, ona duyduğu hayranlığını gözleriyle ifade ediyordu. Tanrı’ya doğru uzanan bu eserle, -duymamasına rağmen- melodilerini, seslerini ve tınılarını ustalıkla izleyicilerin ruhuna taşıdı. İşte tam o an!.. Eser’in bitmesine yakın bir zamanda büyük bir alkış tufanı koptu. Beethoven bu alkışları duymuyordu ama salon yıkılıyordu. Orkestra ve izleyiciler kendilerinden geçerek bu alkış fırtınasını sürdürdü… Eser kaldığı yerden devam edince, orkestranın ve salonun gözyaşları eşliğinde tekrar bir alkış fırtınası koptu ve dakikalarca devam etti. Beethoven bu manzara karşısında gözyaşlarını tutamadı. Duymamasına rağmen bunu başarması onun için tarif edilemez bir duyguydu. Sessiz dünyasında büyük bir ses getirdi Beethoven… Onu başarıya iten en büyük duygulardan biri AŞK’tı… Beethoven işitemeyen ama aşkla seslice yaşayan bir ustadır… Sonbahar’da aşk başkadır derler… Ama Sonbahar’da Beethoven’ı dinlemek ve 9. Senfoni ile bu aylara anlam katmak daha başkadır… İmkansız aşklara ithafen yazdım bu yazıyı… Bütün imkansız aşkların başarıya ulaştıracak çiçekli bir yol olması dileğiyle…

Aşkla, müzikle ve Beethoven’la kalın…


Fatma Nur Yümlü





85 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

EKSİK OLMAK

DENİZ