LOGO .png

İÜPK BLOG

  • Instagram
Ara
  • İstanbul Üniversitesi Psikoloji Kulübü

Özgecan Aslan için #sendeanlat

“Korku yoktur sevgide. Aksine dolu dolu sevgi korkuyu yok eder. Zira korku azabı yaratır: kim korkarsa, tamamen sevgi içinde değildir.”

Babam Öldüğünde Ağlamadım

Iris Galey

ozgecan-aslan-icin-rekor-katilim-5307489

Öyle sevgisiziz ki korkar olduk hepimiz. Öylesine sevgiden uzak kaldık ki duyduğumuz korku sevmemize engel.

Sokakta hayat vardır denir.  Kadına yok. Kadının adı yok ki sokakta.  Sokakta kadına hayat yok. Sokaktaki  “hayat”-tan kadının payına düşen,  korkudur. Korku…. Korku öfkede yoktur, çünkü öfke cesareti çağırır yanına. Öfke diri tutar eylemli kılar insanı. Öfkeyse sarıldığımız, umut bulurum ben.

Oysa üzüldüğünde korkar insan.  Ve ben  Özgecan’a, Türkiye’de binlercemize, dünyada milyonlarcamıza …. Çok üzgünüm.  Korkuyorum.

Öfkem kaçtı kaçıyor elimden. Sarılmam lazım ona yoksa biliyorum başka yolu yok.

 Bir Kadın

Cinsel istismar… Hepimizin başına gelebilecek dışarıdaki herhangi birinden ya da en kötüsü aile içinde amcanın, dayının ve hatta babanın bile yapabileceği bedeninizi cinsel açıdan kötüye kullanmaları ve bunu utancınızdan kimseye anlatamamanız… Bende her hafta yetiştirme yurdunda staja gittiğimde bu tarzdan kızların kötüye kullanıldığı olaylarla karşılaştım. İlkini duyduğumda kanım çekilecek gibi olmuştu, tiksinmiştim, inanmak istememiştim. Kıza teyzesinin kocası tecavüz etmişti. Kızı evde kimse yokken  anahtar vericem diye evine götürüyor ve tecavüz ediyor. Kız o evde yaşadıklarını kimseye anlatamıyor. Anlatsam bana inanmazlar ya da teyzem kocasından ayrılır diye susuyor. O adam (teyzesinin kocası) hiçbir şey olmamış gibi yaşamayı sürdürüyor, kızın suratına baka baka evlerine gelip gidiyor. En sonunda kız olanları annesine anlatıyor ve şuan yetiştirme yurdunda kalıyor. Bunun gibi amcası tarafından, üvey babası tarafından tecavüze uğrayıp sözde yaşamlarını sürdürmeye devam eden çok kızımız var. Daha 14-15 yaşlarında bu kızların hayatı kararıyor. Ve bu kızlara baktığımda gördükleri acıyı başka yerlerden çıkarmaya başlıyorlar; yurttan kaçıyorlar, kollarını falçata, çivilerle çiziyorlar. Yaşadıkları ve yapacaklarının hiçbiri onların suçu değil..

Gülfidan Erdoğan

Tecavüz.

Öyle ağır bir kelime ki bu!

Hele bi de kadınsanız.

Bizzat yaşamamış olsa bile her daim bunun korkusuyla yürür bir kadın sokakta. Sırf geç oldu karanlık oldu diye yolunu uzatır yine de girmez o sokağa. Elbise etek falan giyse iki katı daha fazla dikkat etmesi gerekir dışarda. Toplu taşıma araçlarında üstüne dikilen gözlere karşı kalbi göğsünde atarken sakin kalmaya çalışır. Bir eli telefonunda her an yardım çağırmaya hazır. Azıcık kendine baksa güzel olmak için o güzelliğinin tadını çıkaramaz tam anlamıyla. Çünkü güzelliğin kendisi için bir tehdit olduğunu görmüştür her akşam izlediği haberlerde.

Ben bunları nerden mi biliyorum?

Çünkü ben de bir kadınım.

Ve sırf bu yüzden ben de her an karşı cins tarafından gelebilecek bir saldırıya karşı tetikte olmak zorundayım.

Tecavüz, taciz, istismar, şiddet her daim kapımda bekleyen birer düşman. Eğer bir kadın iseniz kaderiniz o kapıya bağlı işte. Her ne kadar o kapı açılmasın diye dua etseniz de bazen gücü yetmiyor kapının, açılıyor. Sonrası derin bir karanlık. Ne kelimeler tarif edebilir o karanlığı ne de başka bir şey. Sözün bittiği bir yerdir ora nefret nidalarının yükseldiği gözyaşlarının dinmediği ve acı dolu bir yer… çok fazla acı!

Bu hayatta kadın iseniz işiniz çok zor. Çünkü ertesi gün gazetelerde adınızın geçmesi an meselesi. Ve biz bu korkularla her gün yaşıyoruz. Her gün ertesi günün Özgecan’ı olmanın korkusuyla… Nefretle ve kinle doluyuz hepimiz. Bizi bu korkuyla yaşamak zorunda bırakanlar yüzünden. Oysa ki genceciğiz daha aynı Özgecan gibi 20 yaşında hayat doluyuz. Biz çok güzel gelecekleri hak etmiyor muyuz? Geleceğin anneleri olmayacak mıyız biz? O halde neden? Neden bu sapkınlık? Neden bu korku bu nefret? Bas bas bağırmamız gerekirken neden bu suskunluk? Öyle bir karanlığa düşmüşüz ki ne bağırabiliyoruz ne susabiliyoruz tek yaptığımız yaşamak, başımıza bir şey gelmemesi için dua ederek. Yaşamak, kinimizi ve nefretimizi içimize gömerek. Yaşamak, yine bu sefer bunun son olmasını dileyerek. Yaşamak, insanlığımızı kaybetmemeye çalışarak. Sadece yaşamak…

Ecem Tamer

Anlatmaya nereden başlasam bilemiyorum. Hangi cümleyi kullanarak başlayacağımı bilemiyorum aslında. Küçüktüm yani henüz 5. ya da 6. sınıftaydım galiba. O zamanlar gittiğim okulumla evimin arası en fazla 4-5 dakikaydı. Her sabah aynı saatlerde çıktığım hafif yokuş bir yol vardı. Bu yolu çıkarken başlarda birkaç gün bir adamın beni takip ettiğini sezdim ama ihtimal vermedim. Sonuçta ben daha küçücük çocuğum ve takip edilebilecek bir yanım olduğunu düşünmüyordum açıkçası, ben nasıl her sabah kendi yoluma gidiyorsam o da öyledir diye düşündüm. “Kötü” düşünmedim. Günler geçtikçe yürürken adamla aramdaki mesafe kısaldı… Kısaldı… Artık mesafe o adamın kulağıma eğilip bir şeyler-cinsel içerikli cümleler- söyleyebilecek nefesini hissedebileceğim kadar kısaldı. Birkaç gün de böyle geçti. Kimseye hiçbir şey söylemedim. Söyleyemedim. Sanki ayıp olanı ben yapmışım sanki suçluymuşum gibi. Dayanamadığım noktada anneme sabahları “çantam çok ağır beni okula kadar bıraksana” diyerek çözüm aradım. Bir süre sonra da bir arkadaşıma “beraber gidelim mi sabahları sıkılmayız o yokuşu çıkarken” dedim. Sakladım. Saklandım. İlk kez bunları anlatabiliyorum. Küçücüktüm ve hiçbir şey bilmiyordum. #sendeanlat

Güneş Yetgin

Ne yazsam nereden başlasam bilmeden yazıyorum bu yazıyı. Kaç gündür dolmuşta yanlışlıkla bile olsa elime dokunan birine tiksinerek bakıyorum. Gerçekten Türkiye’de kadın olarak yaşamanın zorluklarını sanki günlük hayatımızda defalarca tacize uğrayarak anlamıyormuşuz gibi bu tarz canice insanlık dışı olaylar bir kez daha durup duşünmemize neden oluyor. Her dışarı çıktığımda annemin endişesi, arayıp ulaşamadığında yükselen tansiyonu, her taksiye binişimde plakasını anneme yollamam.. İşte bunlar hep burada yaşamanın gerektirdikleri.. Otobüslerde yorgun argın dersten çıkıp eve giderken ayakta zor dururken  seni bir anda dikleştiren, bir dokunuşuyla, bir yerlerini değdirmesiyle ürperten ve bundan zevk alan insanlarla aynı havayı soluyoruz. Eğer orada sesin çıkmazsa devam ediyor gayet memnun halinden.. Eger sesin çıkarsa önce bi dönüp sana bakıyorlar haketmiş misin diye. Bu zihniyet daha çok acı veriyor ve artık her yerdeler.. Yarın Özgecan’ın yaşadıklarını benim yaşamayacağımın garantisi yok. (Özgecan’ın başına gelenlerden bir hafta önce Mersin’de TOK minibüslerine bindiğimi de buraya not düşmeliyim) Bu korkuyla yaşamanın ne olduğunu keşke herkes anlasa. Gerçekten acı veriyor artık burada kadın olmak.

Ecem Uzun

21 yaşında üniversite öğrencisi bir kadınım. Bacakların hatırına sana 100 veririm diyen tarih öğretmenimin, uğradığı tecavüz sonucu hamile kalan sınıf arkadaşımızı “hamileliği” yüzünden okuldan atan müdürümüzün, sokakta oyun oynarken nöbet tutan askerler bizi taciz ettiğinde bizi “asker adam yalnızlık çeker, duymazlıktan gelin” diye azarlayan büyüklerimizin, tek başıma durakta beklediğimde yanaşan ve “dolaşmayı” teklif eden sayısız arabanın, otobüste yanımda mastürbasyon yapan tepki gösterince gülerek “hoşuna gitmedi mi yavrum” diyen yolcunun ve kalp krizi geçiriyor sanıp yardım için yaklaştığımızda aslında mastürbasyon yaptığını fark ettiğimiz adamın gölgesinde bu yaşa ve bu konuma geldim. Artık anlatılmaya değer dahi olmayan daha nicesiyle birlikte. Bunların bana normal gelmesi dahi şu an beni kahrediyor. Çoğunu bir kız arkadaşıma anlatma gereği bile duymadım, çünkü zaten o da yaşıyor ve ne yaşadığımı az çok tahmin edebiliyordu. Özgecan’ın başına gelenlerde yaşadıklarını, o an hissettiklerini, o korkusunu o kadar iyi anlayabiliyorum ve o kadar içimde duyuyorum ki. Bunları yazarken dahi ellerim titriyor. Biliyoruz bu olay ilk değildi, son da olmayacak maalesef.  Bundan sonra yaşadığım en ufak olayda Özgecan’ın hissettiği korkuyu içimde hissedip sesimi daha gür çıkaracağım çünkü biz değil bizi kendi karantinalarımıza tıkanlar suçlu.  Bunu Özgecan’a ve diğer kadınlara borçluyum.

Hazal Baydur

İlkokuldaydım. Dayımla birlikte şehirlerarası bir otobüse gece yol kenarından sarhoşun biriyle bindik. Bir saatlik yol için atakta kalmayı kabul etmiştik. Gecenin bir yarısı. Otobüs bir süre gittikten sonra ışıklar karardı. Dayım, ben ve şarhoş herif orta kapının merdivenlerine tünemiş ayakta yolculuk ediyorduk. Leş gibi içki kokuyordu. Otobüs beklerken hiçbir tuhaf davranışı olmamıştı halbuki. Bir süre sonra herifin bana dokunduğunu hissettim. Herifin düşmemek için tutunmadığını anlayınca bağırmaya, tekmelemeye başladım. Dayım adamın koluyla benim bacaklarımı birbirine dolanmış görünce hemen anladı durumu, hiçbir şey demeden üç beş sert yumruk attı herife. Gürültüye ışıklar yandı. Herkes çık çıklıyordu. Ben bağırıyordum. Bir otobüs dolusu yolcu “Sonuçta sarhoş, ne var” demesin mi.

Tolga Yıldız

Yaş 14. Dedem, kuzenim ve ben. Otobüsle İstanbul’dan İzmir’e gidiyoruz. Kuzenim bir kadının yanına oturmuştu. Ben ve dedem de yan yana oturmuştuk. Ben cam tarafına oturmuştum. Bir ara içim geçmiş uyumuşum. Uyandığım da oturduğum yerde bir rahatsızlık hissettim. herhalde hırkamın üzerine oturdum diye düşünüyorum. Almak için elimi uzattım. Kırk bin yıl düşünsem aklıma gelmez. Elime hırkam yerine arkada oturan (yazar burada hangi kelimeyi kullanması gerektiğini bilmiyor ve yaratıkta karar kılıyor okuyuculara saygısından dolayı) yaratığın parmakları geldi. Cam tarafındaki koltuğun duvarla arasında boşluk olur orAdan elini sokmuş ve kalçamı tutuyordu. Ne yapsam diye düşündüm. Dedeme söylemedim. Söylesem o adamın canını okurdu. Buna adımdan çok eminim. Ama söyleyemedim. Yaşamamış insanların anlayabileceği bir şey değil. Yaşıtım ve hemcinsim kuzenime bile söylemedim.

Velhasıl ne yapayım diye düşündüm. Yaratığın eli hala orada duruyordu. Ya uyuyordu ya da numara yapıyordu. Bilmiyorum. Hırkamı aldım ve eli hırkayla itip, hırkayı o boşluğa tıkadım. Tabi yolculuk boyunca düşündüm. Acaba uyurken başka ne yapmış olabilir? Sadece öyle tutmuş mudur? Neler neler düşündüm.. Sonra adama nasıl zarar verebileceğimi düşündüm. Hırkayı oradan aldım çantamın kenarındaki süs olarak takılmış çengelli iğneyi çıkardım. Beklemeye başladım. Ki bir daha elini o boşluğa soksun da son hızla iğneyi batırayım. Tabi ki bir daha elini oraya koymadı. İğneyi batıramadım. Manisa’da kuzenimin yanındaki kadın indi bende kuzenimin yanına oturdum. İnanır mısınız bu olayı 3-4 kişiye anlattım. Ama bir tek farkla onlara anlattığım olayda iğneyi yaratığa batırıyordum. Neden böyle anlattım bilmiyorum. Biraz olsun içimi rahatlatıyordu belki de… Yalan söylediğim için onlardan özür diliyorum.

Hala ara sıra düşünürüm. Acaba sadece elini öyle tuttu mu? O yaşta o 5-6 saatlik zaman diliminde çooook düşündüm. Yaşımdan büyük düşündüm. Tacizi, hakkı hukuku,cezayı… Ondan sonra da bir sürü olay oldu ama o bayağı travmatikti benim için. Hatta o yolculuk bayağı travmatikti. Otobüsün muavini kadındı, ilk kez kadın muavin görmüştüm. Kadının işini yaparken yaşadığı sözlü tacizler de ayrı bir yazı konusu.

O 5-6 saatte bayağı fazla şeyle yüzleştim sanırım. O gün bugündür hiçbir toplu taşıma aracında uyumam. Şehir içinde isem uykum geldiyse ayağa kalkarım. Şehirler arasıysa (ki 18 saatlik bir yolculukta gözümü kırpmadığımı bilirim) ıslak mendil, su, müzik, kitap uyumamak için herşeyi yaparım.

Bu ve bunun gibi birçok taciz olayına denk geldim, yaşadım.yaşayanlara tanık oldum. Bu yazıyı yazmama sebep olan yaşadığı vahşeti aklımın almadığı acı kaybımız ÖZGECAN’ı rahmetle anıyorum.

Bu son olsun…

Merra Berra

Dürüst olmak gerekirse bu başlık altında yazılanları okumadan önce kızların bu durumla bu kadar çok karşı karşıya geldiklerini bilmiyordum. Özür dilerim gerçekten, uyumuşum. 11-12 yaşlarındaydım. Kuzenimin evde unuttuğu resim çantasını okula götürmuştüm. Dönüşte de parkın içinden geçmek istedim. Parkın çıkışına yakın bir tane yaşlı amca durdurdu beni ve taşıdığı bebek arabasına benzer şeyi sürmesinde kendisine yardım etmemi istedi. Kabul ettim ben de. Amcanın üstündekiler eski ve kirliydi, belki de evsizdi bilmiyorum. Ama araba çok ağırdı yani bence amca arabanın yavaş gitmesi için uğraşıyordu. Sonra anlaşılmaz şeyler söylemeye başladı. ” … istiyorum, … istiyorum. ” diyordu. ” Ne istiyorsun amca. ” dedim. Tekrar ettikçe netleşmişti ama ne dediği. Şimdi burada ismini söyleyemeyeceğim bir şey istiyormuş. Üzerinden çok zaman geçtiği için net hatırlamıyorum ama elimi tutmaya da çalışmıştı.  Uzaklaştım yanından ben de hemen. O gün amca bana bir şey yapamazdı bunu biliyorum ama her gün sabahları insanları rahatsız etmek için uyanan insanlar var, artık bunu da biliyorum. Gerçekten çok kötü. Ama toplum olarak da çok ciddi yanlışlarımızın olduğunu düşünüyorum. Kullandığımız dile bir bakın, herkesin bildiği küfürlere. Hepsinde kadına karşı bir aşağılama gayreti. Güya anne, kadın kutsaldır, kim kutsalına bu muameleyi reva görür. Tamam küfür kötü bir şey zaten diyelim. Ama konuşurken kullandığımız tabirlere bir bakın. En basitinden kavgadan kaçanın arkasından  ” karı gibi kaçtı. ” denir mesela.

Bir Erkek

Tecavüz hiçbirimize çok uzak değil. Ben mesela üç kere tecavüze uğramanın köşesinden döndüm.

Birinden karşımdaki çocuk çok küçük olduğu (kendisi de çocuktu ama benden büyüktü) ve ne yaptığını tam olarak bilemediği için kurtuldum. Diğerinde, adam madde etkisi altında olduğu için kaçabildim. Sonuncusunda da adam polisi arıyorum tehdidimi ciddiye aldı ve arabasına atlayıp kaçtı. Şans işte, bir şekilde kurtuldum. Ama o anları düşününce yaşadığım korkuyu tekrar tekrar yaşıyorum. Dizlerimin bağının çözüldüğünü hissettim. Elektronların nöronlarımdan geçtiğini hissettim. Midemde acı bir yanma. Yaşama ihtimalim olan işkencenin korkusu. İnsanın sesi çıkmıyor. O çaresizlik hissi seni, kendin olduğun, birilerinin arkadaşı, çok saygın okulların öğrencisi, bilmem ne projesinin sorumlusu, çok güzel bir anne babanın evladı, birinin ablası, birinin sevgilisi, kedi seven, edebiyattan az buçuk anlayan, ucundan bucağından caz falan dinleyen biri olduğun steril hayatından uzaklaştırıyor. Aaaa Ankara Film Festivalini her sene takip ederim, bilmem ne sergisine gideceğim, aşırı havalı şu ismin aşırı havalı şu dergideki yazısını heyecanla bekliyorum. Hı hı evet. Buradan sağ çıkabilirsen!! Bir saniyenin içinde, tehlikenin gerçekliğini fark ettiğin anda öyle güllük gülistanlık yaşadığımızı sandığımız hayatımız o kadar anlamsızlaşıyor ki. Bana ne filmlerden, kitaplardan, şarkılardan!! Ölebilirsin lan! Tecavüze uğrayabilirsin! Fiziksel acı ÇOK gerçek! Korku kanında dolaşıyor! Bir saniyeden daha kısa süre içinde yaşayabileceğin acıyı, oradan çıkmanın yollarını düşünüyorsun. Acaba buradan çıkabilecek miyim, tekrar güneşi görecek miyim, hayatta kalabilecek miyim diye soruyorsun. İşkence gerçek; işkence ihtimali karşında. Çok somut. Çok korkutucu. Gözlerinin önünde siyah benekler oluşuyor. Karşı mı koysam daha başarılı olurum yoksa sakince geçip gitmesini mi beklesem diye düşünüyor insan. Olasılık hesapları hep.

Bu kadar ciddi olmayan ama bu korkunun benzerini yaşadığım anlar oldu. Benim iznim dışında bana dokunan insanlar oldu. Çok fazla oldu. Sözlü tacizin sayısını hatırlamama imkân yok. Duyduğum şeylerin iğrençliğini de anlatamam. Ters bakışların, o bütün kadınların çok iyi bildiği, tarif etsem edemeyeceğim o bakışların sayısı yok. Kendimin farkına vardığım son 15 sene ise, çarp 365’le. En az! Bundan daha farklısını yaşamış bir kadın hayal edemiyorum. Bu memlekette bir kadın çok şanslıysa tecavüzün çok yakın olduğunu hissetmemiştir. Aşırı şanslıysa fiziksel tacize hiç uğramamıştır. Eve dönerken, hele bir de geç saatse telefonumun şarjının bitmiş olması kadar sinirimi bozan çok az şey var. Şu an oturduğum evde oturmamın en büyük sebebi dolmuştan indikten sonra sadece bir sokak yürüyor olmam. Ev ararken evin banyosuna, mutfağına değil gece eve döndüğümde yürüyeceğim yola, kapıdaki güvenlik kamerasına, evin girişinin aydınlık oluşuna bakarak karar verdim. Benim kardeşim evine her yemek söylediğinde kapıyı kapatana kadar telefonda babamla konuşuyor. Yıllarca kendi başıma taksiye binmekten çok korktum, şimdi korkumu dizginleyip biniyorum saat geç de olsa. Ama alkollü bir yerden çıkıyorsam yine de tek başıma binmemeyi bir arkadaşımla beraber eve gitmeyi tercih ediyorum. Son yıllarda artık tacize sessiz kalmamaya başladım. Biraz utanıyorum sanki suç benimmiş gibi. İnsanlar garip garip baktığı için; beni onaylayan bakışlarla bakmadıkları için. Otobüslerden bağıra çağıra adamları indirmişliğim de var, dolmuşta adam dövmüşlüğüm de var. Hem çok korkuyorum hem de aslında hiç korkmuyorum. Bazen basiretim bağlanıyor bazen de saldırgana karşı çıkabiliyorum ama karanlık bir sokakta tek başıma olduğum zamanlarda taktiğim sıklıkla en hızlısından evime ya da kalabalığa ulaşabilmek. Öyle zamanlarda korkusuzca saldırgana bağırabileceğimi düşünmüyorum. Kalabalıktan, diğer kadınlardan ve babacan gördüğüm adamlardan güç alma ihtiyacı duyuyorum. Gündüzleri pervasızca girdiğim apartmanın kapısını geceleri eve döndüğümde hızlıca arkamdan kapatıyorum. Dolmuştan inmeden önce elime anahtarlarımı alıyorum ki binanın önünde çok fazla beklemeyeyim. Bir çantadan anahtar çıkarmak ne kadar sürer? O kadar süreliğine bile olsa sokakta kalmak istemiyorum. Hemencik evime gitmek istiyorum. Çok çok çok şanslı bir insanım, evimin içi her zaman huzurlu oldu. Babamdan, dedemden, dayımdan, amcamdan, eniştemden, kuzenimden, sevgilimden korkmadım. Başıma bir şey gelse sığınacağım insanlar oldular. Sokaktan çok korktum ama. Hala da korkuyorum. Ama kendimi de eve kapatmadım. Bir kumar oynuyorum. Belki şöylesi daha doğru: yatırım yapıyorum. Oldukça riskli bir yatırım. Alışacaklar. Herkes alışacak. Sokakta kadın görmeye, yalnız gezen kadın görmeye, yalnız yaşayan kadın görmeye alışacaklar. Geceleri de sokakları da bırakmayacağım. Benim evden her çıkışım gövde gösterisi. Korkuyorum, çok korkuyorum ama topuklu ayakkabılarımdan vazgeçmeyeceğim. Topuklarımın tıkırtısı bazı şerefsizlerin dikkatini çekecek elbette. Ya kaçarım ya savaşırım, en çok o durumda olmamayı dilerim yine de bu benim savaşım. Çünkü ne benim eteğim, ne aşırı güzel olmam, ne seks bombası gibi dolaşmam tacize uğramamın sebebi. Öyle bir şey yok. En sıradan, en güzel, en çirkin, en kapalı giyinen, en yaşlı, en… en… kadınlar taciz ediliyor. Tacizin sebebi tacizcinin kendisi, onu büyüten akıl, her seferinde tacizin yanına kar kalması. Burnuma kadar atkıyla bereyle kabanla kat kat lahana gibi giyindiğimde de tacize uğradım. Yaz günü uçuşan eteğimle tıkır tıkır yürürken de. Bazı güzel anlarda kadın olduğumu unuttum. Her zaman öyle midir bilmiyorum ama bu yaz Bozcaada’ya tatile gittiğimde istediğim her şeyi giydim, istediğim her yoldan geçtim. Hiç de korkmadım. O nasıl güzel bir his. Dönüşte feribota bindim, indiğim yerden İstanbul otobüsüne bindim. Mola yerinde çay içmeye indiğim gibi de kadın olduğumu bana hatırlattılar. Ben insan olarak yaşamıyorum bu hayatı. Kadın olarak yaşıyorum. Kadın olduğumu bir an unutsam her şey daha güzel, daha parlak olacak. Benim annem bana otobüste nasıl seyahat edileceğini öğretti, bayağı ben 13-14 yaşındayken. Kadının ciğeri yemedi taciz ederler demeye. Kalabalık olur böyle daha rahat edersin, dedi. Sırtını otobüsün duvarına, camına yaslayacaksın, çantanı da böyle kucağına alıp sıkıca tutacaksın, dedi. Otobüste ayakta seyahat etme rehberi. Arkanı güvenceye al, önünü kolla. Annem bunu nereden biliyor? Çünkü kendisi de taciz edildi. Şimdi yazının burasına kadar gelmiş erkek arkadaşlarımdan rica ediyorum: düşünün. Sizin aklınıza gelmez. Otobüse biner evinize gidersiniz. Ama anneniz kesin tacize uğradı. Uğramış olabilir demiyorum,biliyorum. Kesin. Siz gece içersiniz, taksiye binip gideceğiniz yeri söyledikten sonra başınızı cama dayayıp gözlerinizi bile kapatırsınız belki. Ben GPS’ten gittiğimiz yolu takip ediyorum başka bir yere sapıyor muyuz diye. Benim metrobüs yüzüm var. Metrobüse bindiğimde suratımın şekli değişiyormuş. Bir arkadaşımla metrobüse bindiğim bir seferinde “n’oldu bir şey mi oldu niye öyle bakıyorsun?” dedi. Meğerse önüme çıkanın ağzını burnunu kıracakmış gibi bakıyormuşum. Farkında değilim. Refleks olmuş, düşünmeden yapıyorum. Aşırı tehlikeliyim mesajını veriyorum dünyaya.

Özgecan’ı kendimize benzettik. Ondan bu korku, bu isyanın bir anda büyümesi. Herkes aslında tecavüzün çok yakınımızda olduğunun farkında. Ama bu günlük olarak yaşadığımız korkunun gerçek olduğunu görmek bizi çok fena salladı. Özgecan’la sınıfsal bir ortaklığımız da var; yaşam tarzımızın benzerliği, dolmuşta tek kalma korkusu, direnişi, çantasındaki biber gazı. Ah o çantasındaki biber gazı! Ah o tehlikeyi sürekli bekleme hali! Benim işte bu! Tanıdığım kadınların çoğunluğu işte Özgecan! Yani hep uzak şehirlerdeki köhne evlerde olmuyor bu olaylar. Hep seks işçilerinin başına gelmiyor. Hep küçük yaşta evlenmiş, üç çocuk annesi kadınların başına gelmiyor. Hep küçük bir şehrin küçük bir okuluna giden küçük kızların başına gelmiyor. Hepimiz biliyoruz ki tecavüz burnumuzun dibinde. Tecavüz hiçbirimize çok uzak değil. Güzel ana-babaların çocuğu olan, güzel okullara giden, güzel semtlerde oturan kadınların da başına geliyor. Hepimiz risk grubundayız. Benim 50 yaşındaki başı kapalı mümine annem de risk grubunda, ben de, 20 yaşındaki kardeşim de. Aklınıza gelmez ama bir hayal edin, hani cumartesi günleri pazara falan giden minnacık teyzeler vardır ya 1.50 boya 85 kilo, akça pakça, sağa sola sallana sallana elindeki pazar çantasını sürükleyerek yürür. İşte o teyze de risk grubunda. Çünkü kadın. Tehlikenin bize çok yakın olmadığını hissediyoruz bir şekilde. Ya da düşünüyoruz. Ya da umuyoruz. Bizim arkadaşlarımız yapmaz, bizim sevgililerimiz öyle insanlar değil. İşin doğrusu, bilemeyiz. Ama umuyoruz. Güveniyoruz. Bu savaşta feminist erkeklerle bir arada olmak istiyorum. Evimizi, sokağımızı, şehrimizi, gittiğimiz mekânları, iş yerlerimizi güveneceğimiz insanlarla do