LOGO .png

İÜPK BLOG

  • Instagram
Ara
  • İstanbul Üniversitesi Psikoloji Kulübü

KORKU?


Zamanın birinde onca darbuka, zil ve klarnet sesinin ortasına bir ağlama sesi dalıverdi. İnletiyordu ortalığı. Bir bebek gözünü açmıştı bu renkli ama yoksul dünyada. Üç saniyeliğine duran müzik, bir tıngırtı ile hop tekrar çalmaya başladı. Bebeği giydirdiler, daha önceki beş çocuğa da giydirilen bebek giysileriyle. Bereket yağmaya başladı o hareketli topraklara, bu yeni bir yolculuk demekti.

“Gözlerimi yeni yeni açıyorum. Ellerim uyuşuk, bedenim ise hâlâ sıcak. Kafamı bir sağa bir sola çeviriyorum. Her yerde kadınlar var birbirine benzeyen. Alelacele üzerime bir şeyler geçiriyorlar ve kucaktan kucağa gezmeye başlıyorum. Benim yolculuğum işte böyle başlıyor. Bu karanlık çadırdan çıkmayı -ne ile karşılaşacağımı bile bilmeden başarmak olarak tanımladığım bu şeyi- sonunda başarıyorum.

Karşımda bir kafile eğleniyor. Ortalıkta çadırlar… Bir kız geliyor; alımlı, pembe eteği ve kırmızı bluzuyla. Elinde de bir gül... Beni tutan kadına uzatıyor gülümseyerek.

Bir beze sarıyorlar beni. Sonra da bir kadının sırtına bağlıyorlar. Ellerde bez torbalar... Çadırlar toplanıyor. Etrafta ‘anne, baba!’ diyen çocuklar, adamlar ve kadınlar arasında yürüyorlar. Acaba benim sırtına bağlandığım kadın kim? diye düşünüyorum.

Ağzındaki sakızı cak cak çiğneyen değişik boyalar ile süslenmiş bir kadın yaklaşıyor yanımıza. Bir şeyler geveliyor ağzında. Anlayamıyorum. Yürüyoruz. Uzunca yollar geçiyoruz. Çocuklar yüzümü sıkıyorlar, ayaklarımı gıdıklıyorlar, saçlarımı karıştırıp dil çıkarıyorlar. Bir iki erkek, bir iki kızla cilveleşiyor. Yaşlı bir takım insanlar ise masal dedikleri şeyleri anlatıyorlar.

Sırtında dolaştığım kadın besliyor beni. Altımı bezliyor. Sallayıp uyutmaya çalışıyor. Sallamayı bıraksa da uyusam derken içim geçiyor.

Göçebe hayatın, şen kahkahaların içinde yaşım ilerliyor. Çılgınlar gibi eğlenirken, yediğimizin içtiğimizin hesabını yapmazken günlerimiz akıp gidiyor. Büyüyorum.

Yeni geldiğimiz yerlerin birinde sokağın başında oturuyoruz. Saygıdeğer amcalar ve babam bey işlerine bakıyorlarken annemler ve annem vari hanımlar çekirdek çitliyorlar. Üzerimde doğru dürüst bir giysi bile yok. Diğer gençlere özeniyorum. Annemden yeşil bir çarşaf alıp, kesip biçiyorum. Harika oluyor. Annemin boyalarından yüzüme sürüyorum. Kulağıma büyük halka küpeler geçirip kollarıma taş bileklik takıyorum. Aşağı evin bahçesinden aldığım gül ile saçımı süslüyorum. Sokağa doğru yürümeye başlıyorum. Annemin elinden tutup onu dansa kaldırıyorum birden. Alkışlar eşliğinde dans ediyoruz. Ablalar her zamanki figürleri yapıp abilere bakış atıyorlar. Köşe başında bir amca darbukasına bir vuruyor iki vuruyor, neşeler artmaya devam ediyor. Uzunca zamandır şahit olduğum şeyleri yapıyor olmak hoşuma gidiyor. Ben de onlar gibi eğleniyorum.

Yeniden toparlanıyoruz. Yeni bir yolculuğa çıkıyoruz. Güzel giyinimli insanların olduğu sakin bir yerden geçiyoruz. Çocuklar parklarda oynuyor. Büyük büyük evler sıralanmış sokaklarda insan yok. Biz ise umursamadan yolumuza devam ediyoruz. Tam anneme bir şeyler soracakken orada bir annenin çocuğuna bağırdığını duyuyorum. Bizi işaret ederek bir şeyler söylüyor. O tarafa doğru yaklaşıyoruz. Herkes neşe ile dans ediyor iken ben oraya odaklanıp annenin ne dediğini anlamaya çalışıyorum. Annesi çocuğun etini kıvırıp “Eğer yaramazlık yapmaya devam edersen seni çingenelere veririm!” diyerek bizi gösteriyor. “Onlar gibi böyle sefilce dolanırsın!” diye sözlerine devam ediyor. Çocuk görüntümüzden ve annesinin sözlerinden korkmuş olacak ki ağlamaya başlıyor.

Çingene ne? Biz miyiz çingene? Çingene ne demektir ki? Ayrıca bizim gibi dolaşmak korkutucu mudur? Ya da sefilce midir? Bir tarafta bir çocuğu ağlatabilecekken bir tarafta birçok insanı nasıl mutlu edebiliyor bu çingeneler?

Gelgelelim biz çingeneler, yüzümüze sürdüğümüz boyadan, saçımıza yaptığımız röfleden, giydiğimiz pembeden, taktığımız takıdan mutluyuz, bir çocuk için tehdit unsuru olsak da. Biz bir yerlerde birilerini korkutuyor birilerini de neşelendiriyor olabiliriz. Ben bu göçebe hayatta en güzel yaşlarımın geçtiğine şahit oluyorum. Bir yandan da her çingene kız gibi saçıma taktığım çiçek ile bir klarnetçiyi etkilemeye çalışıyorum ve bir yerlerde birileri için oynuyorum.”




Zeynep Kara

142 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör