LOGO .png

İÜPK BLOG

  • Instagram
Ara
  • İstanbul Üniversitesi Psikoloji Kulübü

KORKU SİNEMASININ PSİKALANİZİ

En son güncellendiği tarih: Mar 16

Korku filmlerini izlemeyi severiz ama hiç içindeki psikanalitik altyapıyı düşündünüz mü? Tan Tolga Demirci’nin Korku Sinemasının Psikanalizi adlı kitabını okuduğumda bunu kesinlikle dergi/blog yazımda kullanmalıyım dedim. Kaynakçaya yazılacak kaynaklardan bir tanesi olacaktı ama o kadar geniş kapsamlı ve açıklayıcıydı ki neredeyse tek kaynağım oldu. Geçelim yazımıza.


Korku tehlikeli bir olayın habercisi olduğu gibi aynı zamanda tehlikenin metaforik olarak algılanışıdır. Tehlikenin zararsız gizli öznesi şeklinde yorumlanabilir. Psikanalitik kuram korkuyu olması beklenen olaya karşı bir tedirginlik olarak görür, korkunun patolojik ve akılcı yanlarını ikiye ayırır. Akılcı korku açık seçik nedenlere dayanır. Beklenen tehlike, ego tarafından algılanır ve gerekli önlemler alınır. Patolojik korkunun kaynağı ise bilinç dışıdır. Bilinç dışında yatan tehlike egoyu eyleme çağırıp kendini korku olarak duyurur. Bu da korkunun irrasyonel olmasına neden olur.


Korku filmlerine duyulan korku elbette ki irrasyoneldir. Tehlike gerçek hayatta değil perdeye yansıyan ışıktadır.

Korku filmi izleyicisi film ile farklı şekillerde özdeşleşme yaşar. Izleyiciye ‘kendilik’ adını verelim. Filme, özdeşleşme kapsamında kendilik ve kendiliği oluşturan nesne temsillerinin hakim olduğu ‘imgesel alan’ diyebiliriz. Izleyici dış gerçekliğe ait özne işlevlerini işlevsizleştirerek perdede yansıma bulan ideal egosuna söz hakkı tanır. Sinemadaki gizli özne artık düşünde kendisidir


Başka bir özdeşleşme şekli suçluyla özdeşleşmedir. Kendiliğin korkulan nesneye dönüşmesi korkunun haz veren bir güven duygusuna evrilmesine neden olur. Suçluyla özdeşleşmeyi egonun korkuyla baş etmek için harekete geçirdiği bir savunma mekanizması olarak düşünebiliriz. Bu haz ilkesi sayesinde izleyici hem saldırgan olma hem kahraman olma şansını aynı anda yaşar.


Film izlerken işlevselliğini koruyan üç egodan söz edilir. Bunlar; kişinin kendiliği (dış benlik), perdeye yansıyan ideal ego, film egosudur. Izleyici ideal egosunun(kahraman) farkındadır ama film egosuyla girdiği ilişkiden haberdar değildir. Film egosu kişinin ideal egosuyla dış benliği arasındaki bağı kurmakla görevlidir. Ideal egonun yaratımında kameranın işlevi önemlidir. Çünkü izleyici kendisine sunulan kendilik ve nesne temsillerini sunan kişinin gözüyle algılayabilir.


Açma o kapıyı işte! Korku filmlerindeki kahramanlar başlarına geleceklere rağmen kapının ardındakini öğrenmekte ısrar ederler. Bu kapının iki özelliği vardır; nesne ve imge. İmgesel kapının açılması senaryodaki sorunun yanıtını verir. Bu kapıyı açmak için bir çok karakter çabalar ama kapıyı açıp düğümü çözen ‘kahraman’ olur. İkinci kapı imgesel olandan nesnele indirgenmiştir. Merak edilen önce soyut kapının ardındaydı ve bu sefer gerçek bir kapının ardında. Böylece bu kapı hayal ve gerçek arasındaki iletken bir geçiş nesnesidir. Bu kapıyı aralamak imgesel kapıyı yok etmek ve olayın düğümünü çözmek anlamına gelir. Kapıyı açamamak ise kabustan gerçekliğe geçememenin gösterimidir. Ya kapı kilitliyse? İçimizden bir oh çekeriz. Ama psikanalitik disiplinde bunun açıklaması psikoseksüel aşamalarda yaşanması gerekliyken yaşanamayan arızayı simgelediği yönündedir ve patolojik olana karşılık gelir. Freudian düşsel terminolojide kapı, vajinal olana karşılık gelir. Bunun dışında da bu nesne-imgenin derininde erken dönem cinsel merak sürecinin etkisi ortadadır.


Parça bütün varyasyonları korku sinemasında çokça karşımıza çıkar. Konuşmaya devam eden kopmuş bir kafa, kontrol edilemeyen kendi başına buyruk bir el, hatta şeytan tarafından ele geçirilmiş bir insan bedeni… ‘Evil Dead’in ikinci filminde kahramanın eli şeytani ruhun sebebiyle kontrolden çıkıp parçayken bütün olma arzusu ile harekete geçer. Bunu gören kahraman testere ile elini kesip atar.



Parça bütün ilişkisini en iyi yansıtan organlardan biri de şüphesiz ayaktır. Fetiş nesnesi olan ayak ‘penis ikamesidir’. Ayak, kadınsı tehdidin zarar vermeyen sureti olarak psikanalitik anlamını kazanır. Korku sineması ile ilişkisi ise bütünün kendisi olan nesnesiz yani ayaksız kalma korkusudur. ‘A Nightmare On Elm Street’ filminde çocuk kahramanın en büyük korkusu freddy’nin ayaklarına saldırmasıdır.





Beni beklemeyin siz gidin! Ayağı takılan kahraman dil sürçmesine benzer anlık bilinç kaybı yaşamasının nedeni olarak düşer.

Parça bütün varyasyonlarının başında gelen Frankenstein filmlerinden bahsetmemek olmaz. Birden çok organın bir bedende elektrik enerjisiyle bir araya gelmesi, kendiliğin bedenine yabancılaşmasının en bariz sonucudur. Organın sahip olduğu psikoseksüel yük, başka bir organın dürtüsü ile çakışarak uyumsuzluk meydana getirebilir. Frankenstein canavarı kendiliğin farklı düzeylerdeki acıların ve arzuların esiri olmuş şizofrenik yapılanmayı gösterir.


Korku sinemasında dile yüklenen şeytansı özelliklerin sebebi oral ve fallik döneme toplanmış cinsel kökenli enerjilerdir. Söylenemeyen kötü bir düşünceye aracı olan dil otorite tarafından daima cezalandırılır. Saldırgan dürtülere aracı olan dil, kendisinden daha saldırgan bir superego tarafından ehlileştirilir. Ağza sivri cisimlerin sokulması ile gerçekleşen ölümler, psikanalitik disiplinde oral arzunun yağmalanmasına karşılık gelir.


Filmde geri plandaki karakterin film sonunda bir kahramana dönüşmesi filmin katartik stratejisi açısından önemli bir açmazdır. Zaferin kazanıldığı final sahnesi bilincin biliç dışı çatlakları sıvayarak kötü nesne temsillerinin önünü kestiği ‘bastırmanın’ dolaylı ifadesidir.


İşte izlerken hiç fark etmediğimiz derin anlamlar var bu filmlerde. Aslında her sahne bir sembol. Her karakter ve her olayın psikanalitik bir analizi yapılabilir. Bir daha sinemaya gittiğinizde bu filmleri izlemek eminim daha zevkli gelecektir.


Okuduğunuz için teşekkürler.

Pınar Turgut

Kaynakça:

Demirci, Tan Tolga (2006), Korku Sinemasının Psikanalizi (es yayınları)

deadentertainment.com

i.pinimg.com

KOÇAK, B . (2012). DOĞU-BATI ARASINDA TÜRK SİNEMASI: KORKU FİLMLERİ ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME. İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Dergisi

61 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör